Bu üç kavram içinde en problemlisi sanırız “işletme”dir.

Tek başına “işletme” kavramı, en az bir işyerinden müteşekkil olan ve belli bir faaliyetin/işin gerçekleştirilmesine yönelik olarak kurulan soyut bir yapı olarak tanımlanabilir kanaatindeyiz.
İşyeri ise bir işin/faaliyetin belli sayıda işçinin organize olduğu somut bir mekanda icra edildiği yerdir. İşyeri kavramındaki temel unsur “işçi”dir.
Yani “işletme” bir gerçek veya tüzel kişiliğin bünyesindedir, ticari ve diğer ekonomik faaliyetler bu yapı aracılığı ile gerçekleşir.
Bir işletme iki ve daha fazla işyerine sahip olabileceği gibi, bir işyerinin içinde birden fazla işletme olabilir.
İşletmenin devri müessesi, işletme kavramının açıklamasında bir dayanak noktası olabilir: Bir kişiye bağlı işletme başka bir kişiye devredilebilir.
TTK’da “Malvarlığının veya işletmenin devralınması” ndan bahsedilmektedir ancak malvarlığı ile işletmenin ayrıldığı noktalar belirtilmemiştir.
Burada devredilen varlık ve kaynaklar olduğundan işletmeyi bu varlık ve kaynakların toplamı olarak düşünürsek sanırız hata etmiş olmayız.

Örneğin bir şirketin sahip olduğu bir fabrika, başka bir şirkete satılabilir. Burada devredilen işyeri midir yoksa işletme mi? Fabrikayı sadece bir binadan ibaret bir olgu olarak düşünemeyeceğimiz için “fabrika” altındaki bütün varlıklar ve kaynakların devrinin gerçekleştiği düşünülebilir.
İşletme ile ilgili elimizdeki en sağlam unsur onun bir ismi olduğudur ve bu bağlı olduğu gerçek veya tüzel kişinin isminden farklı olabileceği gibi aynı da olabilir.
Bir TİCARİ işletmeden bahsedildiğinde, bir ortaklık olmaksızın 5 ana guruptan ilki olan “şahıs işletmeleri” içindeki bir iş organizasyonu türü kastedilmektedir.

Bir sermaye şirketi, “ticari işletme”ye dönüştürülebilir.

Bu durumda yeni yapı eski yapının devamıdır ancak tüzel kişiliği yoktur. Yani bir şirket, işletmeye dönüştüğünde tüzel kişiliğini kaybetmektedir.
Bu noktadan hareketle “işletme” kavramını; esnaf/sanatkar, serbest meslek mensubu veya gerçek kişi tacirin şahsı ile (ki bu üç ekonomik grup gerçek kişidir) yapılan ticari-ekonomik faaliyet organizasyonunun ayrılmasında bir araç olduğunu kabul edebiliriz.
Kafa karışıklığına sebep olan şey, ayrı tüzel kişiliğe sahip şirketler söz konusu olduğunda bile işletme kavramının kullanılmaya devam edilmesidir. Halbuki bir tüzel kişi ile pay sahibi/yönetici gerçek kişiler zaten ayrıdır. Ayrıca tüzel kişi ile ticari-ekonomik faaliyetin ayrılmasına gerek var mıdır?
Belki birden fazla işyerinde tek bir ticari-ekonomik faaliyetin yapılması halinde bu işyerlerini tek bir işletme kavramı altında birleştirildiği düşünülebilir.
Yani kafa karışıklığını azaltmak için şahıs işletmeleri bünyesindekilerle, şirketlerin bünyesindeki işletmelerin ayrı düşünülmesi çözüm olabilir.
Bilanço usulü defter tutan bir gelir vergisi mükellefi (kişi) örneğin bir eczacı düşünelim.
Ortaklıktan (tüzel kişilikten) bahsedemeyiz. Yapılan iş bir ticari iştir ve sonucunda ticari kazanç doğar. Bir işyerinde (eczane) faaliyetler yürütülür.
Ancak eczacının eczanesi ile ilgili işlemleri ile kendi şahsi işlemlerini ayırabilmek için ek bir unsura ihtiyaç duyulur. Bu noktada işimizi gören kavram “ticari işletme” kavramıdır.